Home / MODA & STİL / Moda tasarımcısı Nuran ÇINAR-Nam-ı diğer NUNU…!

Moda tasarımcısı Nuran ÇINAR-Nam-ı diğer NUNU…!

”Ben işimi mutlu gözlerle yapıyorum”

Moda tasarımcısı… Çocukluk hayallerini gerçeğe çevirmiş, İşini mutlu gözlerle yapıyor. Seyyah bir ruha sahip, yeni yerler keşfetmenin heyecanını, her daim içinde taşımış. Yaptığı işlerle kentimizde sektörüne vizyon katmış bir isim. Moda, trendler ve yaşam üzerine yaptığımız röportaj ve tüm samimi cevaplarıyla

Nuran ÇINAR

HAZIRLAYAN: MURAT CEYLAN

 

Nuran Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

15 Eylül 1971 Erzurum doğumluyum. Burada büyüdüğüm için artık İzmitliyim. Aslında daha çocukken kendi oyuncak bebeklerime kıyafet giydirerek başladım. Daha çok görsel zekası ile ön plana çıkan bir çocuktum. Algıda seçicilik vardır ya, çoğunlukla bir şeye zumlanırsınız ve o gerçekten iyidir öyle bir görsel zekam var. Benim şuanda da kendi analitik düşüncem ile seçtiğim her şey bir sezon sonra kesinlikle trend olur. Herkes lisede harçlıklarıyla kafelerde otururken ben tüm paralarımla moda dergileri alırdım. O zaman portföy bu kadar yaygın değildi tabi. Ses, Blue Jean, Elle, Burda gibi işime yatırım olacak tüm mecraları takip ediyordum.

“BABAMLARIN BİLE LASALLE MODA AKADEMİSİ’NE KAYIT YAPTIRDIĞIMDAN HABERLERİ YOKTU”

Bu hevesinizi bir mesleğe dönüştürme kararını nasıl aldınız?

Liseden sonra üniversite mi yoksa uygulamalı bir moda eğitimi mi kararını verirken, ben moda eğitimini tercih ettim. Nişantaşı’nda çok iyi eğitim veren LaSalle Moda Akademisi’ne kayıt oldum ve 24 ay eğitim aldım. Hatta babamların bile haberi yoktu. Okulun 6. ayında haberleri oldu. Başladım ama hiç pişmanlık duymadım. O dönemde de çok başarılıydım. Birçok uluslararası firmadan iş teklifi aldım. Ama İstanbul o dönem biraz düşündürdü ve tekrar İzmit’e dönüp mesleğimi yapmaya başladım. 2 buçuk yıllık bir öğretmenlik tecrübem de var, fakat sonra öğretmenliğin bana uygun olmadığını anlayınca kendi moda evimi açtım.

İlk başlangıcı nasıldı moda evinin biraz anlatır mısınız?

İlk olarak günlük casual parçalar üretiyorduk, daha sonra abiye dikme kararı aldık. Ben kendi moda evimi açtığımda teknik bilgim vardı zaten, fakat uygulamada çok iyi değildim. Hayatın içinde uygulayarak öğrendik her şeyi. Bu işe emek, zaman, para, her şeyimi ayırdım ve şuan tam 16. yılıma girdim.
Abiyeye geçmenin özel bir sebebi var mı? Fason üretim diye bir gerçek var ve günlük casual parçaları biraz bitirdi. Çok kazanımı da iyi değildi. Abiyenin de hem görseli hem de hotklütüre daha
yatkın olması, bize daha doğru sound geldi ve ona geçtik.

“İLK MÜŞTERİMDE ÜST VE ALT BEDEN ARASINDA 3 BEDEN FARKI VARDI VE BİZ GERÇEKLE ORADA TANIŞTIK”

 

Öncesine tekrar geri dönmek istiyorum, çocuklukta hayalini kurduğunuz şeyin içinde misiniz? Günümüzle o hayaller arasında farklılıklar var mı?

Çocukluk değil, okul döneminde bile teori ile uygulamanın çok farklı olduğunu gördük. Dükkanımızı açtığımız zaman ilk gelen müşteriyi unutmuyorum. Kadının üst beden 36, alt 42 ve ne oluyor dedik? (gülüyor) Üst ve alt beden arasında 3 beden farkı vardı ve biz gerçekle orada tanıştık.

Mesela müşteriniz gergin geldi ve her şeye negatif bakıyor. Yaklaşımınız nasıl oluyor?

Biz yapabildiğimiz kadar özgüven aşılamaya çalışıyoruz fakat baktık, bizi aşan bir durum var, o zaman ben de çalışmamayı tercih ediyorum. Zaten referanslı müşteriler gelir bize, hotkütürde herkesle çalışamıyorum. Enerjimin tutması lazım. Bir de yaş ve fiziki argümanlarda önemli tabi.

“BEN İŞİMİ MUTLU GÖZLERLE YAPIYORUM”

Sanatını mesleğe dökmüş insanların, seçici bir tarzı oluyor.Yapmaktan ve üretmekten en keyif aldığınız parçalar hangileri?

Abiyede kendimi bulduğumu hissediyorum. İlk provadan son finaline kadar mutlu olduğum bir iş ve her yıl daha iyiye gidiyoruz bu işte. Ben işimi mutlu gözlerle yapıyorum hani daha iyi bakıyorum. Bu çok önemli zaten o içsel mutluluğu kaybettiğinizde de yaptığınız hiç bir işi güzel yapamazsınız. Geri dönüşümü iyi olmaz. Tabi gün içerisinde enerjimizi düşüren ve yükselten insanlar oluyor, ona göre de müşteri portföyümüzü ayarlıyoruz. Keyifli iş, kesinlikle bir kere daha dünyaya gelsem yapacağım iş yine bu olurdu, fakat yapacağım yer kesinlikle İzmit olmazdı.

Peki, kentimizde nasıl zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Bir kere hotkütürün çok özel bir dikiş olduğunu ve maliyetinin diğerlerinden farklı olduğunu anlamayan bir kitleye hizmet veriyoruz. Tabi ki bir model alıp, geliyor ama fiziki görüntüsü veya kıyafetin kendisine uyup uymayacağının analizini yapamıyor. En zorlandığımız şey bu. Ama ben anlatmıyorum artık müşteri olarak da almıyorum. Çünkü çıkan sonucu bileceğim için sadece stres yüklüyor bize.

“MÜŞTERİM BANA GÜVENİR, HATTA MAKYAJINDAN SAÇINA KADAR YAPTIĞIM ÖNERİLERİMİ DİKKATE ALIR.”

Gelen müşterilerinize bu konuda danışmanlık yapıyor musunuz?

O iletişimi sağlayamadığım insanlarla son 4 buçuk yıldır çalışmıyorum. Kesinlikle müşterim bana güvenir, hatta makyajından saçına kadar yaptığım önerilerimi dikkate alır. Aslında bir nevi kreatif direktör oluyoruz kadın için. Ayakkabısına, küpesine, makyajına komple bir müdahale ediyoruz. Çünkü buradan harika giydirip, kuaförün mahvettiği projelerimiz de var, onları da görüyoruz. Bunlar hepsi bütün ve doğru kombinliyemediğinizde istediğimiz VIP görüntüyü elde edemiyoruz.

Peki, bu bütüne bakabilmek eğitimin kazandırdığı bir yetenek mi, yoksa yıllar içerisinde kazanılan bir tecrübe mi?

Ben işimi fason bir gözle yapmıyorum. Önce ben mutlu olmalıyım o insanı giydirirken. Benim tarzıma hitap etmeli. Bakın biz 3. katta hizmet veriyoruz ve şuan Ağustos ayı dikişlerini alıyorum ben yani Ağustos ayını şimdiden kapatmış durumdayız. Bizim kendi reklamımızı insan yapıyor. Bir düğüne gidiyor orada görülüyor ve şuan Nisan, Mayıs aylarından yurt dışından 5 gelinimiz var ve komple biz dikeceğiz. 1 hafta İstanbul ve İzmit’te kalıp her şeyi diktirip gidecekler. Ben işimizi iyi yapmaya çalıyorum ve insanlar da bunun farkında. Daha iyi olmak için çaba sarf ediyorum ve yurtdışında mesleğinde kendini geliştirmiş kişilerin atölyelerini ziyaretlerim oluyor.

“Ufku ve vizyonu var” olarak yapmak istiyorum işimi. Eğitim diyorsun ama bazen biz bile uygulamada yanılabiliyoruz. Prova dediğimiz süreç var, aşamalı devam ediyoruz. Provalarda bile fikirler değişebiliyor ve son finalde bütünü görebiliyoruz. İşte o zaman “ Tamam” diyoruz.

“İÇİME SİNMEYEN BİRŞEYİ BAŞTAN DİKERİM”

Hiç geçmiş anılarınızda negatif veya pozitif anlamda ilk hayal ettiğinizle, finalde çıkan ürün arasında farklılıklar oldu mu?

Dönemsel yaşıyoruz bunları. Mesela biz burada ürünü iyi veriyoruz, müşteri gidiyor kuaförde veya makyajda mahvoluyor, fotoğrafçısı güzel resmedemiyor. Böyle çıkan projelerimiz yıl içerisinde oluyor. Teknik anlamda değil ama benden çıktıktan sonra problem yaşadığımız durumlar bunlar. İşim de zaten biraz emin olmadığımız bir şeyi defalarca tartıyoruz. Bu konuda şüphem yok, içime sinmeyen bir şeyi oturup baştan dikerim.
Öyleyse müşterilerinizle ilişkiniz, sanki ailenizden biriymiş gibi… İnsan ilişkilerim iyidir, her aileye bir bireyle sızıyoruz sonra aileyi keşfediyoruz. Mesleğimle ön plandayım ama kişilik olarak bazen o enerji mesleğimi bile ikinci planda bırakabiliyor.
Teslimiyet de sizin için önemli sanırım… Bugün öyle 3 kişiyi reddettim. Kadın geldi ve “Güvenemiyorum” dedi. Direk kapalıyım böyle durumlara. Biz birlikte çalışacaksak ben o cümleyi duymak is
temem. Onu ikna edebilecek zamanım yok zaten. Herkes kendini mutlu edebilecek yerden hizmet almalı.

-Biraz trendlerden konuşalım… Bu sene abiyede trend nedir?

Neleri görebileceğiz? Abiyede bu sene yine 3 boyutlu danteller kullanıyoruz, Fransız dantelleri ve şifonlar var ve sanıyorum bu yıl volan yılı olacak. 2 yıl önceki İtalya gezimde her yer volan ve aşırı derecede yıkılıyordu. Biz de korkuyorduk, bize de gelirse diye. Çalışması zor bir teknik (gülüyor) Sanıyorum bu yıl geldi artık.
Bu yıl gelinlikler nasıl peki? Yine biraz geçen yılın tekrarı var gelinlikte. Yine boyutlu modeller, aşırı kuyruklar, balık kesimler ve biraz da file akımı var püskülle birlikte. Enteresan modeller var bu sene de.

“GELİNİN YAŞAMAK İSTEDİĞİ TEK ŞEY GÜZEL OLMAK VE KİTLELERİN ONU TAKDİR ETMESİ”

Gelinlik dikerken, gelinin stresli sürecinden vs. doğan beden farklılıkları olabiliyor. Bu süreci nasıl kontrol ediyorsunuz?

Ben zaten buna karşıyım. Dün bir müşterim aradı Ekim ayında düğünü var, gelinliğini vermek istiyor. Ben şaka zannettim. Ekim ayı o kadar erken ki; insan sıkılır dantelinden, modelinden, giyip çıkartmaktan. Sağlıklısı 3 ay bence. Karar, dikimi ve son 2 ay da provası ile geçiyor ve son 1 hafta da teslim ediyoruz. Optimum süre bu bence. Gelinlik bir de çok özel bir hayal. Çocukluk hayali olan insanlar var. İnsanların en özel günü ve kitlelerin buluştuğu bir gün neticede. Güzel olmak istiyor kadın, herkesin hedefi bu. Bunu başarabilir veya başaramaz, o sürece girip finalde yaşamak istediği tek şey, güzel olmak ve o kitlelerin onu bu bağlamda takdir etmesi.
Gelinliğin dikiminin abiyeye göre daha kolay olduğunu söylüyorsunuz. Dışarıdan bakınca tam tersi gibi duruyor. O kabarık görüntü, tarlatanın azameti, kuyruğu falan insanlarda o algıyı yaratıyor. Dikiş dikmeyi bilmeyen birçok insan bile gelinlik dikebiliyor. Abiye çok daha ince işçilikli ve teknik donanım gerektiren bir iş. Makine kullanmayıp el dikişi ile gelinlik diken insanlar var. Çok inanılmaz teknik donanım gerektirmiyor. Neticede aplike yeteneğin olup şablon kullanmayı da bildin mi bir şekilde toparlayabiliyorsun.

Abiyede tonlar, renkler nasıl bu sene?

Pudra renkleri yine inanılmaz trend. Özellikle Zümrüt yeşilini ben de çok beğeniyorum. Küf yeşili var, bebe mavileri genel olarak uçuk renkler moda. Grinin tonları her yıl favorim, bu sene de çok çalışıyoruz.

“CONVERSE’LERLE ÖNÜ KISA ARKASI BİRAZ UZUN, KİMSENİN CESARET EDEMEYECEĞİ BİR GELİNLİK GİYMİŞTİ”

Söyleyince hatırlayacağınız sıra dışı çalışmalarınız var mı?

Hotkütür çalıştığımız için tabi ki var. Biz kendimizde bir koleksiyon hazırlıyoruz. İki yıl önce marjinal bir gelinimiz vardı, Converse’lerle önü kısa arkası biraz uzun, kimsenin cesaret edemeyeceği bir gelinlik giymişti. Teslim ederken bile “Son kararın mı?” diye sorduk (gülüyor) Ama kendisi çok mutluydu. Converse’leri şifonlarla falan bağladık. Keyifli bir çalışmaydı. Tiyatrocu bir kadındı ve tarzına çok uydu. Çok tatlıydı finalde.

Bu sıra dışı çalışmaları sunacağınız bir çalışmanız var mı?

Koleksiyon hazırladım, o benim hayalim, bir gün gerçekten istediğim bir şekilde defile hazırlamak istiyorum. Tıpkı Chanel gibi ve Chaneli çok seviyorum. Onu da yapacağım en kısa zamanda. Onlar için parçalar biriktiriyorum. Ama güzel bir platformda yapmak istiyorum bunu. İstanbul güzel ama biraz ütopik ve orada zaten hep oluyor. İzmit’te de yapmak lazım. Çok güzel olabilir. Algıyı değiştirmek lazım.

Yurtdışından, İstanbul’dan ve Türkiye’nin birçok yerinden birikmiş bir portföyünüz var.Peki, İzmit sizi yeterince tanıyor mu?

Ben hitap etmemiz gereken ailelere ulaştığımı düşünüyorum. Zaten herkes de tanısın istemiyorum. Biz hemen yoldan geçene perakende hizmet veremiyorum. Önce randevu, tanışma ve sonra provaya geçilebilir. Hotkütürün inceliklerini bilen insanlarla çalışmak istiyorum. Hazırı zaten herkese satabilirsin, onda problem yok. Askıdan beğenip alıp gidebiliyor. Ama Hotkütür farklı bir serüven vehepsinin ayrı ayrı bir hikayesi var. Kumaşına ayrı emek veriyorsunuz ve modele ayrı karar veriyorsunuz. Neticede hem müşteriler için hem de bizim için ayrı hikayesi olan ürünler bunlar.

Peki yaptığınız tasarımlarda “Çok güzel, keşke benim olsa” dediğiniz, aklınızın kaldığı bir çalışma oldu mu?

Benim olsa değil de benim fiziğim de böyle olsa dediğim durumlar oluyor. (gülüyor)

Hiç yetiştiremediğiniz bir çalışma oldu mu?

Tabi ki çok zorlandığımız oluyor ama Allah yaşatmasın, olmadı hiç. Yani bizi geç, karşı tarafta büyük travma yaratır ve o duruma düşmek istemeyiz.

“HEYECANI YİTİRDİĞİNİZDE GÜZEL İŞ ÇIKARAMAZSINIZ”

Çalışmalarınızda sizi en çok heyecanlandıran bölüm hangisidir?

Aslında hem başlama hem de final kısmı beni heyecanlandırıyor, aradaki süreçte zaten bir serüvene giriyorsunuz. Çünkü iş yoğunluğunda karşı tarafı mağdur etmemek, titiz çalışmak ve zamanında teslim edelim koşturması olduğundan o kısımda bunu tadamıyoruz. Ama bunların hepsi bir bütün tabi, bu heyecanı yitirdiğinizde güzel iş çıkaramazsınız.

“İSTANBUL ’DA HAYATIMI İDAME ETTİRMEMEM MESLEĞİMLE İLGİLİ KENDİME YAPTIĞIM EN BÜYÜK İHANET OLDU”

Peki, hayatınız boyunca mesleğinizde devam edecek misiniz?

Aslında mesleğim evlilik gibi hiçbir zaman bırakmayı düşünmüyorum. Ama tabi zorlandığım anlar oluyor, bazen isyan ediyorum, ama iki gün sonra her şey düzeldiğinde “iyi ki bu işi yapıyorum” diyorum. Yine dünyaya gelsem bu işi yapardım. Kesinlikle ama en büyük hatam kendi adıma. Okuldan sonra çok iyi firmalardan iş teklifleri almıştım. İstanbul’da hayatımı idame ettirmemem kendi adıma yaptığım en büyük ihanet oldu galiba.

Moda hakkında en fazla konuşulan konulardan biri, eskinin günümüze göre daha özenli bir tarzı yaşattığı. Buna dayanarak da modanın kötü ilerlediği ve eskiyi aradığımız yönünde.

Siz nasıl bakıyorsunuz modanın ilerleyişine?

Yaşayan, dokuyu seven biri olarak, eski dönem abiye ve günlük giyim tarzını içimden daha çok takdir ediyorum. Daha prezentabl, daha fit. O romantik kesimler, eldivenler şapkalar benim ruhuma çok daha uygun. Ama moda tabi, kendini yeniliyor ve güncelliyor, sürekli akımlar değişiyor, fakat benim ruhum da o yıllarda kaldı. Daha keyifli ve mutlu baktığım resimler var onda. Şuan çabuk tükeniyor ürünler, ruhunu kaybediyor. O yıllarda ise yapılan birçok şey klasik oldu. Yıllar sonra hala daha onların üzerinden revizyon yapıp yeni bir sound çıkartılıyor. Bence doğru olan serüven onların ki. Çok keyifli kesimler, çok keyifli ürünler ben kesinlikle daha çok seviyorum o dönemi. Hani yaşayan doku, herhalde biraz da eskiye olan özlem. Yaş ilerleyince mi böyle oldu diyorum ama geçtiğimiz günlerde Londra’da modacı bir arkadaşımla konuşuyorduk, o da aynı şeylerden bahsediyordu. “Adam Prada’dan ceket alabilecek durumda fakat eski Prada ceketini yamatıp giymeyi tercih ediyor” dedi. Bağı olduğu için herhalde. Yaşayan dokuya önem veriyorum. Ruhu olmayan ürünleri sevemedim.

Bu arada bir parantez açmak istiyorum, çalıştığınız insanları “müşteri” diye sınırlandırmak beni rahatsız etti. Siz hangi isimle tanımlıyorsunuz?

Evet, bir müşteriyle sınırlandıramazsın. Ben “Anı paylaştığımız insanlar” diyorum çünkü bir anlarına ortak ve sonradan da aile ve dost oluyoruz. Bu işte gerçekten çevremi 5 katına çıkardım. Çok güzel insanlar biriktirdim etrafımda.

Peki “Anı paylaştığınız insanlarla” bu dönem Retro çalışmalarınız oluyor mu?

Tabi çok fazla çalışıyoruz. Hem de bu talep 10 kişinin 7’sinde var. İnsanlarda artık fason ürünleri çok tercih etmiyor. Hotkütür zaten özel bir çalışma ve paket olarak 1500-2000 tane üretilen değil. Bir tek sende olan özel bir üründür. Biz de bunun bilincinde olan insanlarla çalışmayı seviyoruz.

Biraz hobilerinizden bahsedelim. Neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Bol bol seyahat etmeyi, eni ülkeler, yeni mekanlar keşfetmeyi seviyorum. Seyyah bir ruhum var. Güzel olan her şeyi seviyorum.

“UZAKDOĞU’NUN MOZAİĞİNİ VE DOKUSUNU ÇOK MERAK EDİYORUM”

Son keşfettiğiniz yer neresi?

Son keşfettiğim demeyelim, hep gittiğim bir yerde keşfettiğim bir otel var. Secret House Ürgüp’te mükemmel bir yer gerçekten. Şimdi Mayıs’ta tekrar caz festivaline gideceğim, oraya büyülendim. Türkiye inanılmaz güzel bir yer, birçok yerini köy köy gezdim buna rağmen keşfedemediğimiz çok yer var. Avrupa’da da birçok ülkeyi gezdim. Ama şu uçuş fobimi yenersem Uzakdoğu’ya gitmek çok istiyorum. Dokusunu ve mozaiğini çok merak ediyorum. Bizden çok şey var orada ve bir kumaş ülkesi. Uçuşları çok uzun diye erteliyorum bu planı.

Konum itibari ile sentez bir ülkede yaşıyoruz. Bunun etkisini moda da görebiliyor muyuz?

Kınalarda onu yaşıyoruz zaten. Özel kına gecelerimiz var ve konsept geceler oluyor. Bunlar Osmanlı konsepti, Hint konsepti ve böyle çalışmaları match etmek keyifli oluyor.

Orada sentez oluşuyor işte ve bu çok keyifli. Hatta önümüzdeki ay Hint konseptli bir çalışmamız var.

Kitaplarla aranız nasıl?

Enerji ile ilgileniyordunuz sanırım Daha çok tasavvuf ama enerji de çok okuyorum ve okumayı da çok seviyorum. Yatmadan önce mutlaka kitap okurum.

Peki “Nunu” lakabınız nereden geliyor? Var mı özel bir anısı?

Nişantaşı’nda okulda, Kanadalı bir hocam vardı ve o bana “Nurhan” diyemiyordu, “Nunu” diyordu. Tam 16 yıldır lakabım adımın önüne geçti, ismimi bilmiyorlar şimdi (gülüyor)O da güzel bir hatıra ama memnunum artık ailem bile bana “Nunu” diyor.

Son olarak bizlerle paylaşmak istediğiniz bir konu var mı?

Lütfen artık Hotkütür biten bir meslek olmasın, insanlar bunun farkındalığını arttırsın. Kraliyete dayanan bir meslektir ve asla bir fasonla kıyaslanamaz. Bir sanattır ve burada gelip kıyaslamaları bizi çok üzüyor. O bilinçte insanlar olsun artık.
Çok teşekkür ederim, keyifli sohbetiniz için Sizi burada ağırlamaktan çok keyif aldım. Aile genişliyor sanırım her zaman beklerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X

Pin It on Pinterest

X