Home / PORTRE / röportaj / ASLI TAMAR DESIGN “TABLOLARIMIN BENİM BEYNİME YAKIN KİŞİLERDE VÜCUT BULMASINI İSTERİM.”

ASLI TAMAR DESIGN “TABLOLARIMIN BENİM BEYNİME YAKIN KİŞİLERDE VÜCUT BULMASINI İSTERİM.”

Daha okul öncesinde ressam annesiyle kurs kurs gezmiş.
Yaratıcılık onun geninde var.
İstihdama her zaman karşı olmuş.
İstihdamın tasarımsal özgür yanının olmadığı düşüncesinde.
Ne istemediğini çok iyi biliyor, “Her şeyi her an yapabilirim de” diyor.
O freelance çalışarak kurumsal firmaların baş tasarımcısı,
O yine kurumsal firmaların sosyal medya yöneticisi,
O aslında yaptığı kanvas tablolarla dünyaya açılan
Aslı Tamar Design markasının yaratıcısı
Ve O, Aslı TAMAR…

HAZIRLAYAN:TÜLAY DURAN
FOTOGRAF : AYHAN ARI

-Aslı hanım kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1983 İzmit doğumluyum, üniversite hayatım da dahil İzmit’te bulundum. Bir ablam ve abim var, ailemin tüm bireyleri de İzmit’te yaşamakta. 2002 yılı o dönemde Hereke’de bulunan Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım bölümü girişliyim.

-Grafik tasarım bölümünü özellikle mi seçtiniz, istediğiniz bir bölüm müydü?

Annem benim amatör ressamdır. İstanbul, Beyoğlu, İzmit olmak üzere ve daha da birçok yerde 30 yıldır sergileri olur. Ayrıca seramikle de uğraşır, hala devam ediyor ve atölyesi var. Okul öncesinden başlayarak annemle birlikte kurs kurs gezdim. Annemin de genini almışım, o dönemlerden başlayarak sürekli resim yapıyordum. Zaten amacım da buydu, yetenek sınavına Muhammet Şengöz’le hazırlandım ve 2. girişimde Hereke’yi kazandım. Ancak okulum evimden uzak olduğu için gidip gelmeye üşendim ve okulu bıraktım.

“İSTİHDAMIN BİR PARÇASI OLMAYI REDDETTİM”

-Bölümünüzü isteyerek seçmiştiniz, üşenmek miydi sadece sebep ve okulu bıraktıktan sonra süreciniz nasıl ilerledi?

Aslında grafik, tasarım işini istemediğime karar verdim çünkü bilgisayar başında çürümemeliydim, insanlarla ilgili olan, daha insan içine girebileceğim, ikna kabiliyetimi ve kendimi gösterebileceğim bir alan istiyordum. O dönemde de ayrıca annem rahatsızdı ve bir sene onunla ilgilendikten sonra para kazanma gereksiniminden dolayı İstanbul’a giderek eve yerleştim. Kurumsal yerleri değerlendirdim çünkü ev tutmuş ve para kazanmam gerekiyordu.  Turkcell’e girdim, orada bir sene çalıştım ama bu arada istihdamın bir parçası olmak istemediğimi de anlamaya başladım. Sonraki iş hayatım Dudullu’da bulunan Metro Elektrik’te devam etti. Burada da yönetici asistanlık yaptım ve yaklaşık 4-5 sene kurumsallarda çalıştım ama bu iş tecrübelerimin sonucunda hayatımın bu kısmında istihdamın bir parçası olmayı reddettim. Yani o hayatın bana ait olmadığının tamamen altına imzamı attım. O sürecin bana en büyük katkısı kurumsal bir çevreye sahip olmamı sağladı. Aslında istihdamı sevmeme rağmen insanların istihdamı sevmelerini istiyorum çünkü onlar istihdamı severlerse hafta içi doğa bana kalır. Mesela insanlar hafta sonları doğaya gider, ben gitmem çünkü kalabalığı sevmiyorum. Ben hem doğa hem de yalnız olmayı seviyorum.

Anna & Tam – Photography & Styling

“MARILYN MONROE PROJEMİ DÜNYADA HAYATA GEÇİRECEĞİM”

-Peki, aileniz okulunuzu bıraktığınızda size herhangi bir tepki vermedi mi?

Okulu bıraktığımda ailem bana hiç karşı çıkmadı ama arkamda da olmadılar. Çünkü ‘Hayır’ deseler bile yapacağımı biliyorlardı, zaten işleri bıraktıktan sonra 2012’de tekrar okula döndüğümde de yine onlara sormadım, ama çok sevindiler. 30 yaşındaydım ve benden 12 yaş küçüklerle okudum.  Okula girdikten 4-5 ay sonra iyice programları öğrendim, teknolojinin ilerlemesiyle de tabi programlar değişmişti ve ben bu programları, tasarım yapmayı çok sevdim. Sonra bana bir tane proje denk geldi. Hocam Tahir Erdal, projenin özelliklerini verip konuyu bize bırakmıştı. Bu arada ben Marilyn Monroe hastasıyım ve çocukluğumdan beri çok severim. Dışarda kime sorarsanız sorun severler ama ben öyle değilim, her 100 kişiden biri çok sever, kitabını okumuştur, işte ben onlardanım. Projem Marilyn Monroe’ydu, bir kitap hazırladım, derledim hem fotoğraf hem hayatını kronolojik sırayla detaylandırdım ama geniş anlatmayacağım çünkü ben bu projeyi dünyada hayata geçireceğim ve çalınma riski var. Aslında o dönem ben bu proje için yani 2012’de Amerika’daki Marilyn Monroe Official’la görüştüm. Ama yanlış bir strateji belirledim çünkü dedim ki; “Ben çok tatlıyım, miniğim, öğrenciyim, Marilyn Monroe aşığıyım, hedeflerim var, isterseniz size de pay veririm”  Bilinçli olarak çok amatör gözüktüm, çünkü bana öyle tavsiye ettiler, “Amatör gözükürsen sana evet derler” dediler. Anında bana geri dönüş yaptılar, paragraflarca yazı yazıp teşekkür etmişler çünkü milyonlarca insan telif hakkı olmadan çalıp yapıyorlardı, onlara sormamdan dolayı teşekkür ettiler ama son cümleleri de hayatta başarılar oldu. Ben tabi okulda bayağı ağladım, üzüldüm, sonra onu ben kenara koydum ve dedim ki; “Bir gün ben onu çıkartacağım”. 5 senedir bekletiyorum ki bence artık yeterli bir süre oldu, önümüzdeki bir iki sene içerisinde bunu çıkartacağım. Bu arada okulu da 2 ders kala tekrar bıraktım.

-30 yaşında okula tekrar geri döndünüz, hatta bu sefer sevdiğinizi de söylüyorsunuz, peki ama okulu 2 ders kala neden bıraktınız?

Psikolog  veya şirketlere danışmanlık yapan arkadaşlarımın hepsinin benimle ilgili ortak fikri şudur; “Senin kadar ne istemediğini bilen kadın çok az ama ne istediğini bilmiyorsun”. Hakikaten bu anlatacağım marka olayıyla da bağlantılı çünkü stratejilerim hep bellidir, her şeyi her an yapabilirim ama ne yapmayacağım bellidir. Okulu bırakmamın sebebi de düzene karşıyım ama kendimi şöyle rahatlatıyorum, bütün bilirkişiler, bilir ressamlar, bilir filozoflar, hepsi okul terk, onlarla kıyasladığımdan değil ama bir şekilde eğer uçsan, bu okul bitmiyor. Ben okulu asla bitirmeyeceğim de demiyorum,  belki 55 yaşında okulumu bitirebilirim. Bitirmem benim şuanda hiçbir yararıma veya zararıma değil. İnsanları da okulu bitirmemeye özendirmeyeyim, ben kariyer ve istihdamda çalışmak istemediğim için dolayısıyla diplomanın da benim için bir önemi kalmıyor. Diğer mezun arkadaşlarım çok güzel yerlere geldi, kurumsalda da çalışıyorlar, güzel işler yapıyorlar ben sadece böyle bir hayat istemiyorum. Bu arada okurken de bir ajansta da çalıştım, aslında  istihdamın ajans tarafındaki ayağını da deneyimledim. O da bana göre değildi. İstihdamın tasarımsal özgür yanı yok, onu da anlamış, deneyip en azından pişmiş oldum.

“RAHMİ KOÇ’UN ŞAHIS ŞİRKETİ OLAN İSMARİNE’DE TEK TASARIMCI OLARAK İŞE BAŞLADIM.”

-İstihdama karşı biri olarak okuldan sonra süreciniz nasıl ilerledi?

Okuldan ayrıldıktan sonra bir işadamından İstanbul Galata’da ajans açmak üzere teklif geldi. Bu arada yapı olarak önüme geçen her fırsatı değerlendiririm, enine boyuna düşünmem denerim, olmuyorsa o zaten olmuyordur. Sonra bir sonrakine bakılır. Bu da öyle oldu ki daha önce hiç ortak iş yapmamıştım. Hatta hiç ticaret yapmadım ve ticaretten de gelen bir aileye de sahip değilim. Galata’da güzel bir home ofis tuttuk ama maceramız 3 ayda bitti. Bu işin katkısı da İstanbul’a tekrar gelme sebebim olmuştu. Ancak evden 5 valizle gelin gibi çıkmıştım, bütün eşyalarım İstanbul’daki arkadaşlarımda sağda soldaydı, iş bulmam gerekiyordu ve hakikaten çok zorlu bir 4 ay yaşadım. Tasarım işi üzerine iş aramaya başladım ve Reha Medin Emlak Hizmetlerinde iş görüşmesine gittim. O kadar parasız olmama rağmen firmaya şunu sundum; “Ben ofise gelmem, ben ofisten çalışmam, ben evden ve aylık belli bir ücretle çalışırım” dedim. Sonuç olarak Dubai kökenli bu emlak şirketinde tek tasarımcı olarak işe başladım. Bütün tasarımsal işleri benden geçmeye başladı ve o sayede de Çekmeköy’de, bahçeli, peyzajı, yeşilliği bol, havuzlu bir siteye taşındım. Kendimi ara katlarda boğmak istemedim çünkü bazen 3 hafta yaptığım işlerden dolayı dışarı çıkamıyordum. Tuttuğum evin bahçesi bana aitti, yazları mesela bahçede salıncağım vardı orada bile uyuduğum oldu, doğayı da çok sevdiğimden çalışma ortamımı da o şekilde oluşturdum. Bir süre sonra Reha Medin’den de ayrıldım. Freelance iş kovalamaya başladım, şifa bitkileri üzerine isim olan Ahmet Maranki’nin bütün tasarım işlerini yaptım, Rahmi Koç’un şahıs şirketi olan İsmarine’de de tek tasarımcı olarak işe başladım.

“TASARIMINI YAPTIĞIM ÇANTALAR ŞUAN WEB ORTAMINDA SATIŞTA”

İsmarine’de de günlük parayla çalıştım yani o ay beni ne kadar çağırdıysalar o kadar para verdiler, zaten bu da benim talebimdi. Orada da çok değişik bir fırsat oldu, İlkin bey CNR Yat Fuarına katılacaklarını ve supların giydirme tasarımlarını benim yapmamı istediler. Her tasarımcıya böyle değişik alanlar nasip olmaz. Suplar da neredeyse CNR’ da bir ay boyunca sergilendi. Sonra departmanın kapanmasıyla da oradan da çıktım ama çok güzel dostlarım oldu. Ben her yerde insan kazanmışımdır, o yüzden çevrem de genişledi ve büyüdü. Son iş yerim orasıydı ve ben freelancelerle devam ettim. Bursa’da çok büyük tekstil firması olan Saydam Tekstilin sahibinin kızı Seda Saydam, İstanbul’da bir marka kuracaktı ve yapacakları çantaların tasarımlarını benden istedi. Hiç çanta tasarlamama rağmen kabul ettim. Çizsem de ergonomisini çözümlemek adına araştırdım ve Mecidiköy’deKoç’un birçok ürününün oluşum yeri olan kuluçka merkezine gittim. Hiç kimseyi tanımazken, insan ilişkilerim sayesinde 2 ziyarette olayın kemik yapısını öğrendim. Şuan web ortamında çok yüksek fiyatlarda satışta ve bunu da çok gönül rahatlığıyla söylüyorum. Orada da ismim çantalarda geçmedi çünkü ben Seda Saydam’da maaşlı çalışıyordum, bu olay da benim amatör tarafıma denk geldi, şuan bir marka gelse ben ‘Çanta başına şu kadar para’ derim, her çanta modeli aslında bir bedeldir. Bu da bir handikap oldu, gerçi Seda Saydam’a da teşekkür ederim çünkü çanta yapabildiğimi bana gösterdi. Sonra İzmit’ten bir işadamından ortaklık teklifi geldi, ben her fırsatı değerlendirdiğimden bu teklifi de kabul ettim. Onunla da olmadı ama onun da şöyle bir güzelliği oldu, sosyal medya yönetimini ve sosyal medya sektörünü öğrendim.

“ ASLI TAMAR DESIGN İSMİNİ KOYARAK DA MARKAMDA KENDİMİ ÖZGÜR KILDIM”

-Şimdi gelelim asıl konumuza, yaratmış olduğun ve dünyaya açılan Aslı Tamar Design markasının oluşum hikayesine, bu fikir nasıl oluştu ve ilerledi?

Aslı Tamar Design’ı 2015 yılında Reha Medin’den çıkıp, o parasız kaldığım dönemde kurdum. O dönemde herkes  İnstagram ve Facebook’ta bir şeyler üretip satış yapıyordu. Benim mesleğim vardı, ve ben de bir şeyler yapabilirim diye düşündüm. Para konusunda da gurur yaptığım için evdekilere de bir şey diyemiyordum. Evdekilerin de benim parasız olduğumdan haberleri yoktu. Tam da o gece yatağıma yattım, benim ilk ve hiçbir şey düşünmeden tasarladığım kelebekli kadın figüründe bir tasarımım vardı. O görseli İnstagram’da Aslı Tamar Design isminde bir hesap açarak koydum. Design koymamın sebebi kendimi bir ürün gamında kısıtlamak istemedim, her şeyi satabileceğim bir marka olsun istedim. Dolayısıyla markamda da kendimi özgür kıldım. Bir de isim soy isim markaları hoşuma gidiyordu. İsme ait markalar bana her zaman daha karizmatik ve güçlü gelmiştir. İşin özeti, bugün kanvas tablo yapıp, satabilirim ama yarın kalem de yapıp satabilirim. Ne yapacağım tamamen benim hayal gücüme kalmış.

“ASLI TAMAR DESIGN’I BİR GECEDE KURDUM VE ŞUAN BANA AİT 32 TABLOM VAR”

-O görseli Instagram’a koyduğunuzda kanvas tablo yapacağınız belli miydi?

Görseli  Instagram hesabıma koyduktan sonra arkadaşlarımı ekledim, sabah oldu, biri bana sorsa “Aslı ‘bu ne?’ veya ‘bu tablo ne kadar’ diye inanın bilmiyordum. Çünkü daha nerede ürettireceğimi bile araştırmamıştım. Kaç günde teslim deseler onu da bilmiyorum. Bu sefer ben panik yaptım. Bir gecede kurup karar vermiştim. Sonra nerede üretimini yaptırırım diye araştırmaya başladım. Sonra benim işimi yapan üretici Cihan’a rastladım, hiç buluşmadık, sadece telefonlaştık. Aslı Tamar Design’ın dönüm noktası Cihan’dır. Gerçekten ona çok şey borçluyum, heyecanımı anlayıp karşı karşıya gelmemize rağmen halen bana destektir. Ben tasarımcıyım o üretici. Ben ne kadar güzel bir şey tasarlayayım, Cihan onu kötü basarsa, geciktirirse, onu yanlış yere yollarsa bu benim markamı zedeler.  Aslında Cihan beni temsil ediyor, o yüzden üretici benim kadar önemlidir ve o yüzden çok şanslıyım o konuda. Bir de ben çalıştığım insanlarla gönül bağına çok önem veririm. Gönül bağını üreticiyle kuramazsan hiçbir şekilde senin işini zamanında vermezler, o yüzden çalıştığım bütün insanlarla gönül bağım vardır. Bu da iş ahlaklarını sevdiğim içindir ve Cihan, onların başında geliyor. Rağbetler, sorular gelmeye başladı ekleyenler arttı, sonucunda da bana ait şuan 32 tablom var.

“FREELANCE OLARAK HALA KURUMLARIN HER TÜRLÜ TASARIM İŞLERİNE DEVAM ETMEKTEYİM”

-Tablolarında belli bir tarzın var mı?

Daha çok kolaj, bu da farklı nesneleri, renkleri, objeleri veya farklı ne varsa bir araya getirmek. O yüzden DigiArt deniliyor. Tablolarımı yaparken ayrıca önüme çıkan freelance işlere de devam ettim. Tasarımsal her şeyi yapmaya da devam ettim yani. Çünkü bu işi ilerletirken de İstanbul’da da yaşamam gerekiyordu. Aslında Aslı Tamar Design’ın hala üstüne de düşmüş değilim. Şuan ki durumum sosyal medyada firmalara desteğimi ve yine firmalara her türlü aklınıza gelebilecek tasarım desteği veriyorum, bu işin başka tarafı, tabi Aslı Tamar Design’ı bu çalışmalarımla besliyorum çünkü bir sermayeyle başlamayıp sıfır bir şekilde başladığım için, iki yılda bu kadar oldu. İki yılda dünyaya ve medyaya açıldım, çok ünlü aplikasyonlara girdim ve bunlar tamamen bana gelen tekliflerle oldu, o yüzden iki kolu da çok rahat bir arada yürütüyorum.

“TASARIM YAPARKEN, BÜTÜN EVRENİN DONELERİ KAFAMDA OLUYOR”

-Bu gelişimlere geçmeden önce, tabloların tasarımlarını nasıl yapıyorsun?

Tablo yapmaya veya tasarlamak için oturduğumda bütün evren kafamda oluyor. Nereden başlayacağım, hayvan mı, insan mı, kırmızı mı, pembe mi kullanayım yani evrenin bütün doneleri kafamda, o yüzden başlamam ve bir de başladıktan sonra sonlandırman çok zor oluyor mesela şuanda kenarda 10 tane tablom var son hareketi bekliyor. Dolayısıyla çıkması biraz sancılı oluyor.

-Hangi duyguyla yapıyorsun, tabloların ne anlatıyor?

Her duygu durumunda yapabilirim, tablolarım bana bir şey anlatıyor çünkü düşündüğümü anlatıyorum orada ama ben nasıl özgürlüğümün kısıtlanmasından nefret ediyorsam, insanların da hayal gücünü ve özgürlüklerini kısıtlamak istemem. O yüzden onlar ne görüp nasıl seviyorlarsa öyle almalarını isterim.

-Hedef kitleniz kimlerdir?

Bu kanvas tabloları mağazalardan 10 liraya alanlar da var, birçok yerde uygun fiyata bulabilirler. Benim tablolarım özel tasarım olduğu için ürün gamım daha pahalı. Aslında hedef kitlemin şu olmamasını istiyorum, mesele domestik ev kadınlarının pembe koltuklarına uyum sağlayacak pembe kelebekli tablomu almalarını istemiyorum. Ben ucundan kenarından sanatı seven, sanatla ilgilenen, ona bir şeyler anlattığını düşünen kişilerin almasını istiyorum. Hedef kitlemi aynı ne istemediğimi bildiğim gibi bunu da kesin çizgiyle ayırabiliyorum.

“ASLI TAMAR DESIGN KANVAS TABLOLARIYLA DÜNYAYA AÇILDI, ŞİMDİ YENİ ÜRÜN TASARIMLARI İSTENİYOR”

-Aslı Tamar Design nereye doğru gidiyor?

Web satışları başladı ve İtalyan firmanın Türkiye ayağı olan marka toplayıcı biriyle tanışmam neticesinde şuan İtalya, Fransa ve çek Cumhuriyeti’nin Web’lerinde satış yapılmakta.  Bu röportajı yapmadan bir ay önce İtalya beni aradı ve benden nevresim takımı tasarlamamı istediler. Ben de aynı çantada olduğu gibi yapabileceğimi ve tasarlayabileceğimi söyledim. Denizli’de üreticiyi buldum, şimdi tasarımlarımı yapmaya başladım, bu çok çok yeni bir proje. Bu alanda da belki tekstile kayabilirim. Yine bu röportaj yapılmadan bir hafta önce daha önceden beşer onar tablolarımı alan Antalya’da showroomu olan bir içmimar müşterim, hiç görmeden tasarımını yaptığım yeni tablolardan 6 tane sipariş verdi.  Demek ki insanlar benim tablolarımdaki o tadı yakalamışlar ki; görmeden de sipariş verebiliyorlar. Bu tarz talepler artmaya başladı, aslında bunlar yeni ürün için beni perçinliyor. Bu Antalya’daki  içmimar müşterim bir hafta önce bana mermer bir sehpa yolladı, inanılmaz bir işçiliği ve ürün gamı olan bir sehpaydı, çok heyecanlandım, bunu da deneyeceğim.

“TABLOLARIM 4 SİTEDE SATIŞTA VE DİZİLERDE DE TABLOLARIM YER ALDI”

Dediğim gibi bu olabilir veya vazgeçebilirim, tabak tasarlayabilirim sonuç olarak benim ürün gamım genişleyecek. Belki ben bir 10 sene sonra 25 tane farklı bir ürün gamıyla satışta olabilirim. Şuan bir de insanların birbirine hediye vermesini sağlayan, 1 milyon dolar yatırım yapılmış Jestiniyap sitesinde satışlarım da devam etmekte. Bu site Beymen, Sortie’deki restaurantlar gibi büyük markalarla çalışıyor. Onlar gelip beni buldular, dediğim gibi ben daha sektöre saldırmadım. Bu benim saldırmamış halim çünkü serbest diğer çalışmalarım sürüyor, eğildiğim zaman ürün gamlarım da artacak. Yakında Kalyon Alışveriş Merkezi’nde ilk dükkan satışım başlayacak. Şuan 4 sitede satış mevcut.  Dediğim gibi kimsenin kapısını çalmadım mesela yine büyük bir yapım şirketinden tablo sponsorluğuyla ilgili teklif geldi. Tablolarım,  Star’da yayınlanan ‘Şahane Damat’, ‘Yıldızlar Şahidim’ ve son olarak da ‘Hayat Bazen Tatlıdır’ dizisinde yer aldı. Gerçekten düşünsem aklıma gelmezdi dizide tablo sponsorluğu ama kapı kapıyı açtı, tamamen işlerim beğenilip bana geldiler.

“ASLI TAMAR DESIGN, HİÇBİR ZAMAN BİTMEYECEK, TORUNLARIM BİLE İNANIYORUM

KARGO TAKİBİ YAPACAKTIR.”

-Nasıl bir gelecek hayal ediyorsun ve hedeflerin nedir?

Şöyle bir geleceği hayal ediyorum, beni İzmit’e bağlayan gerçekten ailem ama bir 10-15 yıl sonra ben güney sahilinde tabi kalabalık yerler değil daha orta derecede bir sahil kasabasında yaşamayı hayal ediyorum. Bu hayallerimin de temelini 12 sene önce attım ve o yüzden bu sistemde çalışmaya başladım. Neden ticarette çok büyümek istemiyorum? Birincisi ben işi büyütürsem, makine gibi şakır şakır çalışırsam, o zaman ürünler gitti mi, depolandı mı, çekler döndü mü, ben ne zaman özgür olup da göl kenarında rahatça bir tasarım yapacağım, beynimin boş olması gerekiyor çünkü üreten benim, benim bunlarla uğraşmamam lazım. Benim büyümem ancak ekiple olması lazım, ekiple büyüyüp ben yine amatör kalmam gerekiyor, ben büyümeyi bu yönde hedefliyorum. Ben ekipleşerek büyüme taraftarayım. Benim gönül bağı kurduğum Cihan gibi üreticileri garantileyerek yine amatör kafada tasarım yapmak istiyorum. Benim her anım önemli, neden su kenarında çalışmayı seviyorum çünkü su beni çok rahatlatıyor. O yüzden İstanbul’da bol peyzajlı bahçemde, İzmit’te de özellikle Sapanca Gölü’nün sahilinde çalışmayı seviyorum. Ben artık aç kalmama formülünü buldum, zamanında çok aç kaldım ki iyi ki aç kaldım, böylelikle Aslı Tamar Design’ı buldum. Ben limon satmam ama onun yerine limonu boyayarak satarım, yine ürünümü konuştururum.  Aslı Tamar Design, hiçbir zaman bitmeyecek, torunlarım bile inanıyorum kargo takibi yapacaktır.

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

Biz tasarımcıların tatmini diğer tatminlerden çok farklıdır, o yüzden başıma gelen en güzel şey yaptıklarımın insanların kolunda, belinde, duvarında olduğunu bilmek ve Aslı Tamar Design’ın yurtdışına açılması. Bence yurtdışına açılması Aslı Tamar Design’ın küçük dönüm noktalarından biridir, küçük diyorum ilerde çok büyük dönüm noktaları olacak. Olan bir şeyi bir araya getirip, olmamış bir şeyi yapıyorum, o yüzden tablolarımın benim beynime yakın kişilerde vücut bulmasını isterim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X

Pin It on Pinterest

X